Yab(l)ancı Sevmek

Yok, yoksunluk, yokluk bir de varlık içerisinde yokluk kavramlarına en yerinde değinilecek ülke, maalesef ki Türkiye’mizdir. Tarım, hayvancılık ve maden işleme geleneğinden gelen binlerce yıllık geçmişe sahip bir devletin, üretimi iklim şartlarına bağlı ürünleri ithal etmesi belki sıra dışı gelmez fakat topraklarında üretilebilen bir ürünü ithal etmesi acizlik belirtisidir. Bu nedenle “varlık içerisinde yokluk” deyimini incelemek istiyorsak ülkenin “halet-i ruhiyesi”nden başlayarak derinlemesine inceleme ve örneklendirme imkânı bulabiliriz. 

Topraklarına en sevdiklerimizin kanını, feryat etmeden seve seve “Türklük ve vatan sevgisi için” döktüğümüz bu topraklarda “yabancı” her zaman kıymetli olmuştur. Ve bunun misafirperverlikle alakası yoktur. Türk tarihinin eski dönemlerinde dahi rastladığımız han’ların, hatunlarından haremlerine yabancı hayranlığı belki de istilası mevcuttur, bu ise en iyi örnektir. Bu hayranlığın tarihi, stratejik bir asimilasyon politikasıdır belki, ve Türk devletleri bu politikayı zamanla benimsemiştir kimbilir? “Velhasıl kelam” tarihine yabancılaşan, bilmeyen bir milletin yok olmaya mahkumluğu milletimizin bağımsızlığını borçlu olduğu Mustafa Kemal Atatürk’ün de sözüyle kesinleşmiştir. 

“Tarihini bilmeyen milletler, yok olmaya mahkumdur.” İleri görüşlülüğünü dile getirmekte ve örneklendirmekte asla zorluk çekmediğimiz Türk milletinin önderi Gazi Mustafa Kemal bizlere gelecek için her sözünde mesajlar verirken tarih, töre ve dil konularının üzerinde önemle dururmuştur. Ya biz?

Yaşamının son saatlerinde, hasta yatağında “aman dil” derken hala kaygı içerisinde olması Türk milletinin tarihinde kapitülasyonlara, imtiyazlara, yenileşme hareketlerine yer verirken asimile olmasından kaynaklanmaktadır. Haklıdır. 

Modernleşme hareketleri kapsamında, şapka kanunu çıkaran, kadın bedenini siyah bir çarşafla kapatıp bedenini sınırlayan erkek egemen toplumdan çağdaş ve seçme seçilme hakkına sahip kadın profili yaratan Mustafa Kemal tüm bunları yaparken asla ama asla gelenek ve töreden taviz vermemiştir. 

Paşa ile alakalı ispat edilemeyecek hiçbir cümle neredeyse yoktur. Örneğin o son baloda, vals yanında zeybeğe yer vermesi ise modernleşme içerisine daima Türk geleneğini, Türk ile alakalı ögeleri kattığının kanıtıdır. Bunlardan bir diğeri ise, Türk dilini tüm dünyaya yayabilmek için ömrü yettiğince dünya turuna çıkmayı sürekli hayal etmesi gibi…

Yazının birkaç cümlesinde Osmanlıca yani Arapça+Farsça karışımı bazı kelimelere yer verdim. Muhtemelen çoğunuzun gözüne batmamıştır. Neyse ki bizlere tarihimizden bahsederken bunu sadece yakın geçmişe dayandıran ve tarihi anlatırken “Türkler göçebedir” başlayan tarihçilerimiz olduğu için bu kelimelere aşinalığımız utanç verici fakat gerçektir. Alışkınız. 

Okumamaya, araştırmamaya, görmezden gelmeye, denemekten çekinmeye, geleneklerimizi yaşatmanın gericilik olduğunu yansıtanlara karşı “direniş” göstermemeye alışkınız. 

Sahi “direnmek” neydi? Kendi topraklarında, doğuştan gelen vazgeçilemez ve devredilemez hakkını almak isteyenlerle aynı amaç çerçevesinde yürümek miydi? Ya da kadınları cinsel obje olarak kullanıp hamile kalınca katledenlere hümanistlik adına sevgi göstermek miydi? Hani kadın hakları savunucusuydunuz, kadını kotadan, organdan ibaret görenlere karşı nefret duygusuna sahiptiniz? Pozitif ayrımcılığın en modern örneğini en ilkel destekleme yöntemine direniş adını vermek utançların en büyüğüdür. Ve ayrıca “düşünce ve ifade özgürlüğünü” ifade etmenin en iyi yöntemi düşünsel platformda bu çabayı vermektir. Molotof, sapan ve bilumum türevi araçlar ise bu platformun öğeleri değildir. Direniş dünya dili İtilaf devletlerinin en meşhuru İngiltere’nin anadili İngilizce dünyada geçerli hale gelirken Türk dilini dünyaya yaymak için seyahatler hayal eden Mustafa Kemal Atatürk’ün hayalini gerçekleştirmektir.

Varlık içinde yokluk yaşayan ülkemizin ruh halinden biraz çıkıp sahip olduğu doğal kaynaklara gelecek olursak varlık bakımından zengin olduğumuz ve çıkaramadığımız bor madeni, en fakir olduğumuz petrol ve doğalgaz ise en iyi bildiklerimiz arasındadır. 

Peki URANYUM? 

Malum liyakatsız sınavlara hazırlanan öğrencilerin de az bildiği konudur. 

Yozgat-Sorgun Temrezli çevresinde bulunan bu madenin 3. dünya savaşlarının konusu nükleer patlayıcı, yakıt, hidrojen bombası yapımında kullanılması ve bizim bu bölgeyi yine bir yabancı şirkete vermemiz? 

Hiç hayret etmeyin, birliğinin kurulamayacağını düşündüğünüz ve hayal dediğiniz ülkelerden biri olan Kazakistan’da bu madenin çıkarılıp işlenmesi mümkünken Türkiye’de itilaf devletlerinden bir devlete devredilmesi o birliğin Türkiye’de yaşayan milletin asimile olması ve sorgulamaması yüzünden hayaldir.

Neyse ki adı garipsenmesin, tepki de almasın diye Türkçe bir isim alan şirket çevre hassasiyeti ile madeni çıkartıyormuş teselli ikramiyesi malum siz seversiniz(!)

www.twitter.com/BurcuArall

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Etiketler: , ,