Türk Tarihi, Türk Kadını, Gündelik Siyaset İlişkileri 1

21. yüzyılda Türk insanı tamamen siyasi üniformalarını kuşanma halindeyken ya da öyle olduğunu zannederken artık olaylara sadece politik pencereden bakılmaması gerektiğine inanarak giriş yapıyorum.

Öncelikle; buralarda acemi değilim (çok egoist olmamıştır inşallah).

Sınavlarda bizlere en çok gazeteciliğin ilk ve en önemli etiğini sorarlar. Cevabı, “kamuoyunu aydınlatacak konulara haber değeri yüklemek ve objektifliktir”. Teorikte, gazetecilik okuyan da okumayan da buna aynı cevabı verebilir. Peki ya pratikte? İşte o her yiğidin harcı değildir.

Kapitalist sistemde ise yiğit olmak, omurgalı durabilmek kolay değildir. Hele çoluk çocuğa karışınca bu işler daha da zor olur. Daha doğrusu “olurmuş”, öyle diyorlar. Eve ekmek götürmek derdinde olan bireyler, dürüstlüklerinden, değerlerinden taviz verirmiş. Ve daha bir sürü ödün, tek tek yazılmaya değer değil… Hepimiz biliyoruz.

Ben böyle olduğuna inanmıyorum. “Bekara boşanmak kolaydır” diyebilirsiniz, bunun medeni durumla alakalı olduğuna da inanmıyorum. Kısaca, genel geçer kurallar benim için ne genel, ne de geçerli.

Politika mı siyaset mi?

Biri Yunanca diğeri Arapça. Yoksa ikisi de mi değil? Ne işe yarar, literatüre girmekle kalmayıp ikili ilişkilerimize kadar sirayet eden bu terim?

Bakarsanız, evet ikisi de “devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili görüş veya anlayış” demektir. Batı, kendi kültür ve değerlerine göre politika anlayışı, etiği, kuralları belirlerken; Doğu, toplumsal olaylarda, dinde, ahlakta ve birçok değer de olduğu gibi gütme anlayışıyla buna siyaset demiştir.

Peki biz ne diyoruz?

Bence, daha çok etkide kalma, asimile olma nereye gideceğini bilemezken arafta kalma, bocalama diyebiliriz. Zira, burada tek konuşulması gereken konu, hayatımıza ya da etimolojik olarak literatüre giren kelimelerin şekli, uygulanış biçimi değil, kültürdür.

Ve aslında her şey burada başlıyor. Türk tarihi hepimizin hayatına önce ebeveynlerimiz, sonra çevre ve daha sonra zorunlu eğitim yaşlarında girmiş bir bilinçtir. Ne kadar bu bilinci kazandığımız ise tartışılır! 6 buçuk yaşında, öğretmenlerimiz tarafından hayatımıza kabaca anlatılarak giren bu bilim, hayatımıza yön veren bir değer haline gelmez. Muhtemelen bu değeri yaşam seyri boyunca kuralınca yaşatmak işimize gelmez. Kendimizi ait hissettiğimiz bir yer, kültür, yaşama biçimi varken başka başka uygarlıklardan özenerek edindiğimiz davranışlarla çağdaş olmaya ve uygarlık seviyesine erişmeye çalışırız. Oysa mantıklı bir kişioğlu düşündüğünde, objektif baktığında ne kadar yanlıştır. Çok çok beğendiğimiz, olmak istediğimiz ve asla olmak için çaba göstermediğimiz tüm liderlerin bu kadar ileri görüşlü olmasının, değerli işler başararak bize bugünleri bırakmasının en büyük nedeni, kültürünü iyi bilmesi, yaşatması ve ona göre yaşamasıdır. Tüm bunları biliriz, ama en güzeli; bilmezden geliriz.

Günlük politika işleri…

Çok kıymetli(!)

Her birimiz birer siyaset bilimci edasıyla çok güzel yorumlar yazıyor, tahliller yapıyor ve ihtimaller yaratarak sonuca ulaştırıyoruz. Ne kadar doğru?

Hiç önemli değil. Önemli olan yazmak(!)

Peki kültür, değerler, örf, âdet, töre?

Bunları hayatımıza geçirmek ve bizden sonraki nesillere aktarmak başarısız, sonuçsuz yazılar yazmaktan daha kolay ve önemli değil mi?

Maalesef önemli olanın popülerlik olduğunu bildiğimiz günler yaşıyoruz.

burcu@turkimece.com
Twitter: @BurcuArall

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Etiketler: , ,