“Qaçkın”

1. Uluslararası barış ve güvenliği, anlaşmazlıkların barışçı çözümü ve ortak etkin önlemler yoluyla korumak,

2. Ülkeler arasında eşit haklara, halkların kendi geleceklerini belirleme ilkelerine, saygıya dayalı dostça ilişkiler geliştirmek,

3. Uluslara ekonomik, toplumsal, kültürel ve insancıl sorunların çözümünde, ırk, cins, dil ve din ayrımı gözetmeksizin, insan haklarının geliştirilmesinde iş birliği sağlamak.

Dünya tarihi, canlıların doğum ve ölümleri ile birlikte ülkelerin, devletlerin, imparatorlukların doğum ve ölümlerine de şahit olmuştur. Fakat, ormanda geyikler nasıl aslanların yemi oluyor, büyük balık küçük balığı yiyorsa büyük devletler de küçük devletleri aynı amaçla tarih sahnesinden silmek için savaşmışlardır. Ancak cesurca verilen savaşlar kirli ittifaklarla çoğu zaman insani olmaktan çıkıp vahşi bir çarpışmaya dönüşmüştür. Bu huzursuz, kanlı ortam birilerinin ekolojik beslenme sahası olurken bazı ülkeler dünya barışını sağlamak için adımlar atmıştır.

Örneğin, 1.Dünya Savaşı sonrası 10 Ocak 1920’de kurulan Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) sorunlu ülkelerin arasındaki problemleri barışçıl yollarla çözmek ve dünya barışını sağlamak adına kurulmuş örgütlerin başında gelmekteydi.

Uluslar arasında iş birliği geliştirmek ve uluslararası barışı ve güvenliği sağlamak için, savaşa başvurmamak konusunda birtakım yükümlülükler kabul etmek, gizlilikten uzak, adaletli ve onurlu uluslararası ilişkiler sürdürmek; hükümetlerce, bundan böyle eylemsel davranış kuralı kabul edilen uluslararası hukuk kurallarına kesinlikle uymak; örgütlenmiş halkların karşılıklı ilişkilerinde adaleti korumak ve antlaşmalardan doğan bütün yükümlülüklere titizlikle saygı göstermek…”

Bir süre bu amaçlar doğrultusunda çalışmasına rağmen, Milletler Cemiyeti 2. Dünya Savaşı’nın ardından dağıldı.

Birincisinin ardından ikincisi ve daha nice savaşlara gebe gibi görünen tarih sahnesinde, barışçıl amaçlarla sorunlara çözüm üretmesi gereken uluslararası bir örgüte ihtiyaç kaçınılmazdı. Demokratik, özgürlükçü ülkeler tekrar bir araya gelerek temeli Milletler Cemiyeti olan Birleşmiş Milletler’i (BM) 24 Ekim 1945’te kurdu.

Birleşmiş Milletler kendini “adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği uluslararasında tüm ülkelere sağlamayı amaç edinmiş küresel bir kuruluş” olarak tanımlamaktadır.

Ülkeler arası sorunları barışçıl yöntemlerle çözmek ve huzuru sağlamak amacıyla 5 daimi veto yetkisi Amerika, İngiltere, Rusya, Fransa ve Çin’de olan ve ana maddeleri yukarıda belirtilen Birleşmiş Milletler örgütü’nün amacı gerçekten dünyanın barışını sağlamak mıydı?

Kim bilir(!)

Karabağ Hocalı SOYKIRIMI

Biraz geçmişe gidelim, hatta daha da geçmişe gidelim.

1876 Anayasası’nın 8. Maddesi: “devlet-i Osmaniye tabiiyetinde (uyrukluğunda) bulunan efradın (fertlerin/bireylerin) cümlesi (tümüne) herhangi din ve mezhepten olur ise olsun, bila istisna Osmanlı tabii olunur (denilir).” 

Osmanlı İmparatorluğu yüzyıllar boyunca değişik coğrafyalarda, farklı din, mezhep, dil ve kültürde bireyleri eşit ve adil bir şekilde yönetmiştir. Ta ki 19.yy başlarında milliyetçilik, özgürlük ve bağımsızlık akımının etkisi ile birlikte zayıflayan Osmanlı’dan kopan devletlere kadar. Bağımsızlığını kazanan devletler birbirini etkileyerek bağımsızlık savaşında bir bir yerini alırken milliyetçilik duyguları ithal taraflar tarafından körüklenen bir millet vardı, ermeniler.

Uluslar arasında barışı örgütlemek amacıyla yola çıkan devletler, geçmişten gelen sömürgeci anlayışlarıyla, iştahlarını kabartan Osmanlı İmparatorluğu’ndan nasiplenmek için ermeni tebaa arasında kışkırtıcı faaliyetlerde bulundular.

Dış güçlerin desteğini alan ermeniler bağımsızlıklarını ilk defa 1878 Berlin Kongresi’nde ortaya koydular. Dolayısıyla hem Osmanlı İmparatorluğu hem de uluslararası politika açısından ermeni sorunu ilk defa Berlin Kongresi’nde ortaya çıktı. Kongreyi takip eden yıllarda ermeni milliyetçilerinin örgütlenme faaliyetleri hız kazandı.

Anlaşma sonrası, Türkleri Doğu Anadolu’dan çıkarmak ve bölgeyi içeren bir ermenistan devleti kurmak amacıyla ihtilalci örgütler kuruldu. Bu amaç çerçevesinde Doğu Anadolu’da katliamlar yapmaktan çekinmeyecek fakat uluslararası platformda buldukları destekle döktükleri kanların hesabı sorulmayacak ermeni sorunu böylece ortaya çıkmış oldu.

26 Şubat 1992

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği(SSCB) döneminde Azerbaycan’a bağlı olan Dağlık Karabağ SSCB’nin dağılması ile birlikte ulusal bir kriz haline geldi. Ulusal örgütlerin kriz konularında gündeme giren ermeniler yine sahaya çıktılar ve nüfuslarının yerleştirildiği Dağlık Karabağ’da hak iddia ettikleri kanlı süreci böylelikle başlattılar.

Fıtrat değişmiyordu. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Doğu Anadolu bölgesinden Türkleri temizlemek amacıyla katliamlar yapan ermeniler, hukuken Azerbaycan’a ait olan Dağlık Karabağ’da yeniden katliam yapmaktan çekinmeyeceklerdi.

Çekinmediler de…

Uluslararası barışı, huzuru ve güvenliği sağlamayı ilke edinmiş küresel örgütlerin gözleri önünde Dağlık Karabağ bölgesindeki Türklerin bölgeden çıkarılmak için kanlı bir soykırıma başladılar.

Yıllarca sürecek olan ermeni saldırılarında binlerce insan hayatını kaybederken yüz binlercesi de gitmeye zorlanıyordu. 1991’de bir köy ermenilerin eline geçti, sonra Hocalı kasabası ablukaya alındı. Türkler ellerindeki hafif silahlarla bölgelerini korumaya çalışırken uluslararası platformlar tarafından desteklenen ermeniler ağır silahlarla kadın, çocuk, yaşlı, genç ayırt etmeksizin sivil insanları katlettiler.

  • 106 kadın,
  • 63 çocuk,
  • 70 yaşlı ,
  • 613 kişi ermeni çeteleri tarafından Hocalı’da vahşice katledilirken de binlercesi esir alındı.

20.yüzyılın son çeyreğinde meydana gelen bu soykırıma dünya sessiz kaldı. Özgür basın günler sonra Hocalı’ya girerek fotoğraflarla katliamı duyurmaya çalışsa da İngiliz, Fransız, Amerikan gazeteleri muhabirleri katliamı yazsa da dünya Türk’ü unutmamış yine soykırıma uğratmıştı.

Türk oldukları için katledilen bir halkın soykırıma uğradığını kabul eden ülkeler;

-Azerbaycan

-Meksika,

-Macaristan,

-Pakistan,

-Kolombiya,

-Çek Cumhuriyeti,

-Bosna Hersek,

-Peru,

-Sudan,

-Honduras,

-İslam İşbirliği Teşkilatı

Kardeşin kardeşe zorda iken helikopter göndermemesi kadar trajiktir ülkelerin arasında Türkiye’nin yer almaması.

Qaçkın

Dağlık Karabağ bölgesi Hocalı kasabasından, katliamdan kaçan çocuk ve kadınların gittikleri yerlerde ağlayan çocuklara susması için gösterilmesi insani duygulara sahip, vicdanını kapitalizme kaptırmayanlar için dramatik bir durum.

İnsansın, insanı korkutmak için gösteriliyorsun.

Aklıma Suriye’den Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan mülteciler gelse de, sonrasında bu anektodu hatırladım.

Babasıyla birlikte esir alınan bir kız çocuğu anlatıyor:

Kaçarken ermeniler annemi öldürdüler. Askerler atamla birlikte bacılarımı esir aldı. Sürekli ağlıyorduk atamızın yanına gitmek için. Sonunda bir asker beni atamın yanına götürdü. Onu ağaca bağlamışlardı. Asker, “Karabağ ermeni toprağıdır” diyeceksin diye bağırıyordu. Atam söylememekte ısrar edince asker “çocuklarını gözlerin önünde yakarız” demesine rağmen atam,

“Çocuklarımla birlikte beni de yakın, Karabağ Azerbaycan toprağıdır

dedi.

Sonra askerler atamı yarısına kadar yaktılar bu, onu son görüşümdü.

Şereflice ölüm, yaşamaktan yeğdir.

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.