NE KADAR MİLLİ SİYASET?

Halihazırdaki ülke yönetiminde yer alan, TÜRKİYE CUMHURİYETİ seçilmiş hükümetinin dilinden düşürmediği bir kavram olan “milli siyaset’’ üzerine yazı ile başlamanın uygun olacağı kanaati şahsımda hasıl oldu.

Hükümete göre nedir milli siyaset?

Hükümetin bahsettiği siyaset ne kadar millilik içerir?

Yaptıkları yapacaklarının garantisi midir?

Kırmızı çizgilerini hangi ölçütler belirler ve hangi parametreler üzerine kuruludur?

Şahsıma göre en doğru tanım, ezeli ve ebedi başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün belirlediği çerçevedir.

Bizim açıklık ve uygulanabilirlik gördüğümüz siyasal meslek, millî siyasettir. Dünyanın bugünkü genel şartları ve yüzyılların beyinlerde ve karakterlerde biriktirdiği gerçekler karşısında hayalci olmak kadar büyük hata olamaz.

Tarihin ifadesi budur; bilimin, aklın, mantığın ifadesi böyledir.

Milletimizin, güçlü, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesi için, devletin tamamen millî bir siyaset izlemesi ve bu siyasetin, iç kuruluşlarımıza tamamen uygun ve dayalı olması gerekir.

Millî siyaset dediğim zaman, amaçladığım mâna ve anlam şudur :

Millî sınırlarımız içinde, her şeyden evvel kendi kuvvetimize dayanıp varlığımızı koruyarak millet ve memleketin gerçek mutluluğuna ve bayındırlığına çalışmak.

1920 (Nutuk II, s. 436-437)

Genel olarak erişilemeyecek hayalî emeller peşinde milleti uğraştırmamak ve zarara sokmamak.

1920 (Nutuk II, s. 436-437)

Oysa ki 17 senelik iktidar dönemi ile zamanın o güç koşullarında ortaya konulan tablo arasında dağlar kadar fark olması bir yana, en ufak benzerlik dahi yoktur.

Hatta daha net tanımlamak gerekirse beyaz ve siyah renkleri kadar bir birine zıt bir gösterge tablosu karşımızda mevcuttur.

17 senelik metastaz evresinde gerek Suriye bataklığı olsun, gerek Ege ve Akdeniz sahalarında verilen taviz ve görmezden gelmeler ki hak ve özgürlükler adına açılan kilise, Bartholomeos’un ekümenlik çıkışları ve Türk Ortodoks Patrikhanesi’ne karşı kumpas girişimleri net olarak görmemiz gereken ana objelerdir.

Peki değişemez mi?

Elbette değişebilir.

Milli hükümet formülü işte bu koşul ve şart altında önem kazanmaktadır.

Tüm iktidar ve muhalefetin içerisinde yer aldığı ve terör ile iltisaklı bulunanlara, yer alanlar tarafından kesinlikle ve şiddetle karşı çıkıldığı bir formül, birliği sağlayacak yegane yoldur.

Ve ne istediğimizi tam olarak bilmek, hayatta kalmanın ve devleti yaşatmanın altın oranı ve formülüdür.

Aksi hüsran ve bedbahtlıktır.

Bakınız size tarihi bir gerçekliği daha yüzümüze çarpan birkaç hatırlatma ile devam etmek isterim.

Büyük hayaller peşinden koşan, yapamayacağımız şeyleri yapar gibi görünen sahtekâr insanlardan değiliz.

Büyük ve hayalî şeyleri yapmadan yapmış gibi görünmek yüzünden bütün dünyanın düşmanlığını, kötü niyetini, kinini bu memleketin ve milletin üzerine çektik.

Biz Panislâmizm yapmadık; belki “Yapıyoruz, yapacağız!” dedik.

Düşmanlar da “Yaptırmamak için bir an evvel öldürelim!” dediler.

Panturanizm yapmadık, “Yaparız, yapıyoruz!” dedik,

“Yapacağız!” dedik ve yine “Öldürelim!” dediler.

Bütün dava bundan ibarettir.

Bütün dünyaya korku ve telâş veren kavram bundan ibarettir.

Biz böyle, yapmadığımız ve yapamadığımız kavramlar üzerinde koşarak düşmanlarımızın sayısını ve üzerimize olan baskılarını artırmaktan ise doğal duruma, geçerli duruma dönelim; haddimizi bilelim.

Biz yaşama ve bağımsızlık isteyen milletiz. Ve yalnız ve ancak bunun için yaşamımızı esirgemeden veririz!”

1921 (Atatürk’ün S.D. I, s. 195 -196)

Osmanlıcılık üzerinden sürdürülen siyasi ve askeri bakış açıları,

İç politikada sürdürülen ağır baskı koşulları,

Militer yapı ve stratejik güvenlik kurumlarımız üzerinde yapılmaya çalışılan ameliyat teşebbüsleri

Dış politikada uygulanan koma öncesi hataları,

Ölü yaprak duruşu, tavşan kaç tazı tut projeleri,

Devletin temeline bir kazma vurmaya hizmet etmek değil ise, aziz ve mukaddes vatanımız üzerinde hain emelleri hiçbir dönem son bulmamış emperyalist kuvvetlere cephe açmaktır.

Aziz Atatürk’ün o dönem tespitlerinden olan ;

“Dış siyaset, bir toplumun iç kuruluşu ile sıkı şekilde ilgilidir. Çünkü iç kuruluşa dayanmayan dış siyasetler, daima kötü duruma sürüklenirler. Bir toplumun iç kuruluşu ne kadar kuvvetli, sağlam olursa, dış siyaseti de o oranda güçlü ve sağlam olur.”

1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 162)

Sözleri hala bugün bile yüzümüze adeta bir tokat gibi çarpmakta, lakin iktidar ve avanelerini hala uyandıramamaktadır.

Oysa bu aziz ve mukaddes millet bilir ki; Uyuyan milletler ya ölür, ya da köle olarak uyanırlar.

Bu yazımda kısa keserek sizleri sıkmak istemediğimi belirtir, seçilmiş hükümetimizin, Suriye politikası başta olmak üzere, Doğu Akdeniz, Ege, Karadeniz, Orta Doğu politikaları üzerine;

“Dış siyaset, iç kuruluş ve iç siyasete dayandırılmak zorunluğundadır; yani iç kuruluşun kaldıramayacağı genişlikte olmamalıdır. Yoksa hayalî dış siyasetler peşinde dolaşanlar, dayanak noktalarını kendiliğinden kaybederler.’’
1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 101)

sözlerini günde en az 100 defa tekrarlayarak hafızasına kazımasını, kendisi başta olmak üzere, aziz vatanımızın kaderi ile bütünlenmiş şerefli TSK’nın belirlemiş olduğu stratejik planlama ve yönelimin dışına çıkmamasını ve önermelerini dikkate almasını arz ve rica ederim.

veysel@turkimece.com

www.turkimece.com

6 thoughts on “NE KADAR MİLLİ SİYASET?”

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Etiketler: , ,