Müşterek Harekat Merkezi

MHM ile muhtemelen ABD iki şeyi sağlamaya çalışıyor:
* İlki zaman kazanıp PKK’ya daha az kayıp verdirmek; TSK’ya daha az alan bıraktırmak.
* İkincisi ve daha önemlisi Türkiye – ABD arasında başlayıp önce bölgeye, sonra dünyaya yayılabilecek kontrolsüz bir savaşa engel olmak.

Yakındoğu’daki tüm ülkeleri derinden sarsabilecek devletler arası doğrudan bir savaş Türkiye, Suriye, Rusya ve İran gibi ülkelerin güçlenme sürecini duraklatabilir.

Dolayısıyla Türkiye ve ABD arasında çıkabilecek doğrudan, aracısız, vekilsiz bir savaş küreselcilerin öncülerinden İsrail’in işine gelebilir. Ne var ki -dünya çapındaki- kendi planları için hazırlıklarını henüz tamamlamamış olan Pentagon daha fazla zamana gereksinim duyuyor. Bu nedenlerle; Türkiye ve ABD arasında başlayabilecek kontrolsüz bir savaş yalnız Batı Asya ülkelerini değil, aynı zamanda “Yeni Dünya Düzeni” ihalesinde İsrail’in ve diğer küreselcilerin rakibi olan Pentagon’u da yıpratır.

Soru A: “İsrail, Pentagon’u, Pentagon’un istemediği bir savaşa sokabilir mi?”

Yanıt A: Kesinlikle evet! Nasıl ki Türkiye Rusya ile savaşmayı aklının ucundan dahi geçirmezken birkaç gladyo-FETÖ elemanının Rus uçağını düşürtmesiyle kendini Rusya ile savaşta bulacaktı ise; Beyaz Saray’da bile Pentagon’un temsilcisi Bolton-Pompeo ile İsrail’in (küreselcilerin) temsilcisi Trump’ın damadı Kushner’in yan yana açıktan rekabet ettikleri bir ortamda, hem Pentagon’un içinde, hem Suriye’de sahada, hem de Türkiye içinde İsrail’in emri ile Türkiye ve ABD’yi aracısız, vekilsiz bir savaşa sürükleme olasılığı bulunan povokasyonu, son hamleyi yapabilecek piyonlar, nüfuz casusları, operasyonel unsurlar hazırdır.

Dolayısıyla evet, İsrail’in bunu yapma gücü vardır. Ve MHM sayesinde Pentagon; yalnızca kararlılığını gördüğü Türkiye’nin, “Kara gücüm” dediği PKK’ya vuracağı darbeyi hafifletmeye çalışmayı değil, aynı zamanda İsrail’in kolayca yapabileceği böyle bir provokasyonun önüne geçmeyi de planlıyor olabilir. Bu; kendi başına bu harekâtı yapabilecekken Türkiye’nin neden MHM’yi kabul ettiğini de açıklayabilir.

Soru B: “Suriye’deki PKK’yı ezmek için yapılacak bu harekâtı MHM mi yönetecek?”

Yanıt B: Bu çaptaki büyük harekâtların hazırlıkları, planları yıllar öncesinden yapılır, hangi birliklerin nerede hangi görevi yapacağı, hangi silah ve mühimmatın, hangi kara ve hava araçlarının hangi safhada nerede ne kadar kullanılacağı, hangi olasılıklarla da karşılaşılabileceğine göre önceden hesaplanır. Öyle ki harekât sırasında kullanılacak insansız hava araçlarının (İHA’ların ve SİHA’ların) türleri, envarterdeki sayıları, bunları sahada yönetecek personellerin eğitimi dahi harekâtın planlanması dahilinde aylar ve hatta yıllar öncesinden yapılır.

Bunlar da yetmez; harekât sırasında düşmanın yani hem küreselcilerin hem de Pentagon’un kendisinin yurt içinde çıkarabileceği sorunlara, “serhildan” türünden maceralara, çevrecilik adı altında ya da ekonomik sorunlar üzerinden çıkartılmaya çalışılabilecek iç kargaşalara, hattâ yaşanabilecek “doğal” felaketlere karşı gerekli önlemler imkanların el verdiği ölçüde yıllar öncesinden operasyonun hemen öncesine kadar alınmaya devam eder.

8 Ağustos’ta “Mülki İdare Amirleri Atama Kararnamesi” ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bulunan tüm ilçelere yeni kaymakamlar atanması; kayyumluk görevi yapanların daha üst görevlere getirilmesi ve “İstanbul, İzmir ve Ankara gibi büyükşehirlerimizin ilçelerine ve stratejik öneme sahip diğer ilçelerimize genç ve dinamik kaymakamların ataması”nın yapılması da bu tür hazırlıkların bir parçasıdır. Dolayısıyla, bunca yıl, bunca plan ve hazırlık, Pentagon’un “Kara gücüm” dediği PKK’nın Suriye’deki varlığını ezmek üzere yapılmışken; harekât’ın başlamasına sayılı zaman kala; âdeta başlayacak bir etkinliğe yetişmek için koşan izleyiciler gibi; Pentagon’dan gönderilen üç beş ABD’li subayın, değil harekâtın genel planı ve yönetimi üzerinde söz sahibi olması, harekâtın bunca yıllık hazırlığından, bilmelerine izin verilecek bölümleri dahi anlayıp öğrenebilecek zamanı bulmaları mümkün değildir.

Dolayısıyla MHM’nin bu yazının en başında yazan iki olası ana işlevden başka bir işleve daha sahip olması pek mümkün görünmemektedir.

Soru C: “Türkiye (devlet) harekât konusunda gerçekten kararlı mı?”

Yanıt C: Fransa’nın Suriye konusunda, Türkiye’ye verdiği sözü tutmaması üzerine, dönemin Fransız Büyükelçisi Henri Ponsot, Ulus’taki Ankara Palas’ta Atatürk ile görüştürülür (1936). Ayrıca 29 Ekim 1937’de yine aynı mekanda (Ankara Palas’ta) düzenlenen Cumhuriyet Balosu’nda da Atatürk Hatay konusunda yine Fransız Büyükelçi’yi uyarır. Bu iki görüşmede, Fransız Büyükelçi’ye -o zamanlar Suriye’ye dahil bulunan Türk yurdu Hatay konusunda- “Hatay’la ilgili sözünüzde durmadınız. Öyleyse yeni sözlerinize nasıl güvenelim? Bundan böyle güvenmiyoruz!” denilir. Hatta Atatürk, Balo’da, üstelik Romanya Başbakanı ve İngiliz Büyükelçi’nin yanında, Fransız Büyükelçi’ye aynen şunları söyler:

“Ben toprak büyütme dileklisi değilim. Barış bozma alışkanlığım yoktur. Ancak Antlaşma’ya dayanan hakkımızın isteyicisiyim. Onu almazsam edemem. Büyük Meclis’in kürsüsünden milletime söz verdim. Hatay’ı alacağım. Milletim benim dediğime inanır. Sözümü yerine getirmezsem onun huzuruna çıkamam, yerimde kalamam. Ben şimdiye kadar yenilmedim, yenilmem, yenilirsem bir dakika yaşayamam. Bunu bilerek ve sözümü mutlaka yerine getireceğimi düşünerek benim dostluğumu lütfen
bildiriniz ve doğrulayınız!”

Bununla da kalmaz. Ankara Palas’ın hemen yanındaki Karpiç Lokantası’nda, bir geceyarısı, Atatürk ve Fransız Büyükelçisi oradalarken, emekli asker Mehmet Kâzım Sevüktekin (Kâzım Paşa), Hatay sorununun zamana yayılarak yavaşça çözülmesi gerekliliği üzerine bir konuşma yaptığında, tam sözleri biterken Sabiha Gökçen ortaya atılır; “Biz gençler Hatay sorununun hemen çözülmesini istiyoruz. Hemen çözmezseniz, biz bu şekilde de hareket etmesini biliriz!” diye haykırarak lokantanın tavanına üç el ateş eder. Polis gelir, Atatürk’ün emriyle Sabiha Gökçen’i göz altına alır. Sabiha Gökçen yirmi dört saati nezarethanede geçirir. Ama aslında olay göründüğü gibi değildir. Paşa’nın konuşması da; Sabiha Gökçen’in itiraz edip silahını ateşleyip söyledikleri de, yani tüm olay, Atatürk tarafından önceden hazırlanmıştır. Amaç, Fransız Büyükelçisi’ne Türkiye’nin, Türk milleti ve Türk gençliğinin, Türk askerinin Hatay (Suriye) sorunu konusundaki kararlılığını göstermektir.

Tüm bunlar da yetmez, Atatürk, Ankara Palas’ın yanındaki bu lokantada, Suriye Başbakanı’na şunları söyler:

“Suriye’nin bağımsız Müslüman bir devlet olmasını istiyoruz. Bağımsızlıktan sonra sizinle her halükarda anlaşırız. Fakat garptan bir millet gelecek, bizim aramızdaki konuları tayin edecek, bu benim hoşuma gitmiyor! Bu işte onları hakem tayin etmeyeceğim! Sizin gücünüz yok, bizim gücümüz var! Namusum üzerine yemin ederim ki Hatay’ı bırakmam! Çok temenni ederim ki Fransız hükümeti aklını başına toplasın! Kendileri bilirler!”

Aradan 80 yıl geçtikten sonra (16 Şubat 2018 günü) bu kez, kendisini bölmek üzere kurulmaya çalışılan bir kukla devletin kurulmasına engel olmak için önce başarılı bir biçimde Fırat Kalkanı Harekâtı’nı gerçekleştirmiş, ardından da Afrin üzerine Zeytin Dalı Harekâtı’na henüz başlamış olan Türkiye’ye gelen dönemin ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın, Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile görüşmesi için mekan olarak yine Ankara Palas seçildi. Görüşme sırasında Çavuşoğlu, Tillerson’a duvarlara asılmış bulunan seksen yıl öncesinin resimlerini gösterdi. Ardından, Tillerson’ı, tam karşıdaki TBMM’nin ikinci binasını göstermek için ön pencereye getirdi.

O gün ABD karşıtı bazı siyasi gruplar ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ı protesto etmeye hazırlanıyorlardı. Ancak biri haricinde, diğerleri daha Ankara Palas’ın bulunduğu Ulus semtine hareket etmeden polis tarafından engellendi. Engellenmeyen grup, Vatan Partisi’nin gençlik teşkilatı olan Öncü Gençlik idi. Gerçi Öncü Gençlik üyeleri Polis ile bir danışıklı dövüş içinde olmadıkları gibi, izin alamayacaklarını bildikleri bu tür bir eylem için Emniyet Müdürlüğü’ne haber de vermemişlerdi elbette. Zaten her fırsatta ABD’lileri protesto eden; hatta ABD askerini gördüğü yerde Süleymaniye olayının bir yanıtı olarak başlarına çuval geçirme alışkanlığında olan bir gençlik örgütünün, ABD Dışişleri Bakanı’nın, Ulus gibi kent içindeki bir yerde ayaklarına gelişi fırsatını kaçırması da beklenemezdi. Ne var ki Devlet bu kez bu kadar açıkça beklenen bir protestoyu engellemedi. Hatta eylemciler Ankara Palas’ın önüne, yani Çavuşoğlu’nun Tillerson’ı orta pencere önüne getirip gösterdiği eski TBMM binası ile Ankara Palas’ın arasına kadar geldiler.

Dolayısıyla tıpkı Atatürk’ün seksen yıl önce Türk gençliğini temsilen Sabiha Gökçen’in eylemiyle Türk milletinin Hatay konusundaki kararlılığını, Fransız Büyükelçisi’ne göstermesi gibi, Türk Dışişleri personeli, Türk bürokrasisi, Türk Dışişleri Bakanı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti; yine aynı mekanda, daha önce PKK’nın Menbiç’i boşaltması konusunda Türkiye’ye verdiği sözü tutmamış olan ve diplomaside simgeleri ve tarihi öğeleri, tarihi mekanları kullanmada usta olan ABD’ye aynı dilden, simgelerle, bu kez kendini “Atatürk Gençliği” olarak tanımlayan gençlerden oluşan bir gençlik teşkilatının da eylemi ile; “Seksen yıl önce Fransa yine Suriye konusunda verdiği sözü tutmamıştı ve onlara da kararlı olduğumuzu şu an size gösterdiğimiz gibi gösterip kısa süre içinde de dediğimizi yapıp Hatay’ı anavatana katmıştık” mesajını veriyordu.

Kısaca “Türkiye, Suriye’de PKK eliyle, Türkiye’yi de bölmeyi amaçlayan bir kukla devlet kurulmasına engel olmak için yapacağı ve batısını PKK’dan temizlediği Fırat’ın, doğusunu da temizleyeceği bu Harekât konusunda gerçekten kararlı mı?” sorusuna yanıtı birinci elden veriyordu.

Gazi Şimşek

Twitter: GaziSimsek_

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.