KURTULUŞ SAVAŞI’nın Az Bilinen Kahramanlarından “Ahmet Çavuş”

Askerliğin rütbe değil yürek işi olduğunu, her şeyden önce vatanın geldiğinin en büyük tarihsel kanıtı…
Bu paylaşımda yazılanlar, bizzat Ahmet Çavuş’un kendi demeçleri ve oğlu ile torununun anlatımlarından derlenmiştir.

Öncelikle Ahmet Paşa ve Yunan Orduları Komutanı General Nikolaos Trikopis kimdir, görsel hafızalarımızı canlandırarak başlayalım ve Ahmet Çavuş’un o dönemin gazetelerinde çıkan onunla yapılan röportajlar ve oğlunun anlatımıyla hikayeye geçelim:

“Rumeli bozgunundan sonra okul (Jandarma Okulu) dağıldı. Ben Marmara bölgesi eşkıya takibine görevlendirildim. Daha sonra Edirne’nin kurtarılmasında bulundum. Birinci Cihan Harbi sonucu ordular dağıtılınca, Afyon Tınaztepe’deki değirmenimize, geceleri yaya giderek vardım. Daha sonra Afyon’a geçtim. Afyon Yunan işgalinde… Asker geldi diye, Yunan merkez komutanlığına ihbar etmişler. Eve gelen Yunan askerleri beni alıp, merkez komutanlığına götürdüler. Orada iki gün işkence gördüm. Asker olmadığımı, köyde yaşayıp, orada değirmencilik yaptığımı söyledim. Köyden getirilen muhtar ve köylüler, söylediklerimin doğru olduğunu teyit ettikleri için, beni bıraktılar. Serbest kalınca yine yaya olarak, Ankara’da toplanan birliğe katıldım.

İnönü harbinde; Çöğürler mevkiinde yaralandım. Dört ay kadar hastanede kaldım. İyileşerek kıtama katıldım. Sakarya muharebesinde Yunan’ı kaçırınca, Afyon taarruzuna hazırlıklarımız başladı. 26 Ağustos 1922’de Kocatepe’de başlayan Afyon taarruzunda, Yunan kaçmaya başlayınca; biz de durmalarına engel olmak için, devamlı kovaladık. Taa ki 29, 30, 31 Ağustos 1922 Dumlupınar Başkomutan Meydan Muharebesi’nde, tekrar karşı karşıya harbe tutuşana ve yenene kadar…

2 Eylül 1922 günü tabur komutanımız tarafından, keşif kolu komutanı olarak görevlendirildim. Usta erlerden bir manga ekip yaptım. Komutanıma hazır olduğumu bildirdim. Komutanım bana:

“Bak Ahmet Çavuş, bu keşif diğerleri gibi değil. Biliyorsun düşmanı bozduk. Her tepenin ardından, kaçan düşman çıkabilir. Çıkan, düşman komutanı ve efradı, yani karargâhı olabilir. Sakın ha… Çavuşum falan deme. “Alay komutanı” olduğunu ve etrafınızı çevirdim. Teslim olmazsanız imha edeceğim diyeceksin.” diye talimat verdi.

Keşif için altı erimi tepenin arkasına yerleştirdim üç eri de yanıma alıp tepeyi tırmanmaya başladık. Yanımda saatli, tetikli, fitilli olmak üzere 11 bomba vardı. Arkamızdan da kırk kişi yollayacaklardı. Alacakaranlıkta tepenin bir boyun noktasına vardığımız zaman, 5-10 zabitin oturduklarını gördüm. Derhal bombalardan birisini yakalayıp davranmayın, teslim olun, diye haykırdım. Hepsi, ellerini kaldırdılar. Arkadaşlarım da yanıma gelmişlerdi.

Ben önümüzde duran bir zabitin atını yularından yakalayarak çektim. Sordular:
– Ne kadar kuvvetiniz var? dediler.
– Üç ordu, dedim. Tamamen muhasara altındasınız. Ya teslim olacaksınız, ya sizi gurup ateşine vereceğiz.
– Hangi kıtaya kumanda ediyorsun? dediler.
– Alay kumandanıyım, dedim.
Rütbemi sordular?
– Başçavuş… dediğim zaman hepsi hayret içerisinde kalmışlardı. Hayretlerini gidermek için devam ettim:
– Bizde onbaşıdan fırka kumandanı bile var, dedim.

Bu arada yirmi kadar Yunan subayı atlarını ters yöne çevirip kaçtılar. Teslim olan grubu attan indirtip, silah ve kılıçlarını toplattım. Onlara, torbalarımızdan peksimet çıkararak verdik. Onlar da bize, bol bol sigara ikram ettiler. Ceplerimizi doldurduk. Biz onları böylece esir aldıktan epey sonra Kaymakam Hüseyin Hüsnü Bey’le tabur kumandanımız Fuat Bey geldiler. Hüseyin Hüsnü Bey, esir zabitlerin içerisinden birisini, eliyle işaret ederek bana sordu:

– Bu zabitin kim olduğunu biliyor musun?
– Ne bileyim, dedim. Elin düşmanı… Babamın oğlu değil ya!..
Fuat Bey’in gözleri faltaşı gibi açılmıştı:
– Trikopis, Trikopis, diye haykırdı.
Yunan Başkumandanı dedi…

Trikopis’i de alarak yaya olarak Uşak yoluna vadi arasından giderken; Dadaylı Halit Albay’ın süvari birliği ile karşılaştık. Dadaylı “Ben atla birlikte Gazi Paşa’ya daha çabuk götürürüm” deyince, ben de esir aldığım Yunan komuta grubunu teslim ettim. Teslim ettiğim yer; Uşak merkeze 10-15 km mesafede, Afyon’dan Uşak’a gidiş yönünde, sağ tarafta içerde, suni göle giderken, yol üzerindeki köyün meydanıdır.’ Orada bana bir İstiklâl madalyası yazdılar. Trikopis’in esvaplarını da bana hediye ettiler. Geçen seneye kadar bu esvapları giyerdim. Şimdi bunlar azıcık eskidi. Sokağa pek gelmiyor. Evde saklıyorum…

Ahmet Çavuş tarafından Trikopis ile birlikte aynı zamanda tümgeneral Diyonis ve albay Vanderis’i de tutsak edilmiştir. Dadaylı Halit Albay’a (Deli Halit Paşa) mal edilmek istenen ama gerçekte Ahmet Çavuş’un esir aldığı Trikopis’in gerçek hikayesi işte budur.

Ahmet Çavuş’un oğlu Hasan Ünlü’nün babası ile ilgili aktardığı anı ise şöyle:
“1941 yılında, İkinci Cihan Harbinde, Alman işgalinden kaçan Yunanlılardan bir kafile, Afyon’da isafir edildiler. Bunların ziyaretine gittik.

İçlerinden birisi, Afyon işgalinde bulunmuş ve babamın esir aldığı komuta gurubunda imiş. Emekli Yunan Albayı, babamı tanıdı. Evimize yemeğe davet ettik. Güzel Türkçe konuşuyordu. Babama söylediği şu sözünü hiç unutmadım:

”Siz Yunanistan’da böyle bir kahramanlık yapsaydınız, hükümet sizi ihya ederdi.”
Babam ise, “Biz Türklerin hepsi benim gibidir. Biz karşılık beklemeden vatani görevimizi yaparız” diye cevap verdi.

14. Kolordu komutanı Derviş Paşa, babamı Atatürk’e takdim etmiş.
Atatürk, “Ahmet Çavuş; dile benden ne dilersen” demiş. Babam da “Allah’tan sizin sağlığınızı ve vatanın kurtulmasını isterim. Bu bize yeter.” demiş.

Atatürk; Derviş Paşa’ya (Afyon Kolordu Komutanı olduğunda) “Ahmet Çavuş’a yardımcı ol” diye emir vermiş. Sonradan babama İstiklal Madalyası verilmiş ve yardımda bulunulmuş. Evimiz, Yunan işgali sırasında Yunan askerleri tarafından askeri gazino olarak kullanılmış, kaçarken tahrip etmişler.

Ancak daha sonra tahrip edilen evimiz, kolordu tarafından tamir edilmiştir. Sonra hapishanede başgardiyan olarak, işe başlamış. Yaşı 55 olunca, işine son verilmiş. Ne emeklilik var, ne ikramiye. Adeta boşlukta bırakılmış. 1946 yılında vilayet, nokta bekçiliğinde görev verildi. Biz yetişinceye kadar bu görevde kaldı. Babam 18.05.1956’da vefat etti. Kendisi; Abdülhamit’in indirilişi harekâtına katılan, Hareket Ordusu Kom. Mahmut Şevket Paşa’yı vuran kişiyi; İstanbul’da adını hatırlayamadığım bir hanın tuvaletinde yakalayan ekibin de içinde bulunmuştur.

Gelelim general Trikopis’e yakalandıktan sonra neler oldu, neler yaşadı?
Ahmet Çavuş’un esir aldığı Yunan Başkomutanı Trikopis de 1952 yılında Atina’da kendisi ile röpörtaj yapan gazeteci Hıfzı Topuz’a esir olmasını şöyle anlatır:

“Türk ordusunun bu beklenmedik kuvveti karşısında birliklerimiz perişan olmuştu. Yan birliklerle de irtibatı kaybetmiştik. Cephanemiz tükenmek üzereydi. Neşrettiğim bir günlük emirle sonuna kadar muharebeye devam edilmesini askere tebliğ etmiştim.

Vaziyetimiz gittikçe müşkülleşiyordu. Asker yorgundu. Kimsede muharebeye devam arzusu kalmamıştı. Birinci Dünya Savaşı’ndan beri durmadan çarpışan Yunan ordusunun maneviyatı hayli sarsılmıştı. Halk artık savaştan bıkmıştı. Askeri zorla, inanmadığı bir gaye uğrunda muharebeye sürüklemekteki güçlük harbin en çetin meselelerinden birini teşkil eder. Ordunun adım adım hezimete yaklaştığını hissediyorduk. Her tarafımız Türklerle çevrilmişti. Esir olacağımızı anlıyorduk.

Bizde kılıcı düşmana teslim etmek küçüklük sayılır. Vaziyetin kötüye gittiğini gören yaverim bir ara yanıma gelerek:

“Generalim, kılıçlarımızı imha edelim.” diye teklifte bulundu. Kılıcımı kendisine verdim. Aldı ve parçaladı. Firar fayda etmedi, ordu perişan olmuştu.

Bu esnada atım da vurulmuştu. Başka bir ata binerek kaçmaya ve çemberi yarmaya teşebbüs ettim. Fayda etmedi. Türklerin içine düştüm. Esir oldum. Beni yakalayanlar hüviyetimi almakta güçlük çekmediler. Üzerimde bir revolver vardı. Derhal bunu anladılar.

Bizde süvarilerin kılıcı atların eğerine bağlıdır. Benim bindiğim atta da böyle bir kılıç bulunuyordu. Askerler bunu da benim kılıcım zannıyla müsadere ettiler. Bu esnada ordu perişan olmuştu. Sağ kalan birlikler dağınık bir halde İzmir’e kaçmaya çalışıyorlardı.

Bu bizim için büyük bir mağlubiyet olmuştu. Beni ilk evvela Garp Cephesi Kumandanı İsmet İnönü’ye götürdüler. Kendisi ile fazla bir şey konuşmadık.
İnönü, beni yanına alarak Mustafa Kemal’in huzuruna çıkardı. Yunan Orduları Başkumandanlığına tayin edildiğimi de bu sırada öğrendim. Atatürk beni mert bir askere yaraşır bir şekilde kabul etti. Teessür ve heyecan içindeydim. İnönü beni kendisine takdim etti.

Gazi’nin bu esnadaki sözlerini hiç unutmayacağım:
– Üzülmeyin General, dedi.
– Siz vazifenizi sonuna kadar yaptınız. Askerlikte mağlup olmak da vardır. Napolyon da vaktiyle esir olmuştu. Size karşı büyük bir hürmet hissi besliyoruz.
– Burada kendinizi esir addetmemenizi rica ediyorum. Misafirimizsiniz. Yakında her şey düzelecektir. Buyurun, istirahat edin.

Atatürk’ün bu ince ve nazik muamelesi karşısında ben de bu büyük kumandana karşı içimde bir hayranlık duymaya başlamıştım. Bundan sonra bizi Kayseri’nin Talas bölgesinde kurulan bir esir kampına sevk ettiler.

Trikopis’in esir olmasına dair anlattıkları bu şekilde.

Daha sonra Talas esir kampında 1 yıl kaldıktan sonra Türk ve Yunan Hükümetleri arasında imzalanan esir değişimi anlaşması sonucu serbest bırakılır, Yunanistan’a döner. Orada da Askeri Mahkeme tarafından orduyu yenilgiye uğrattığı gerekçesiyle yargılanır ve beraat eder. Ahmet Çavuş unutturulmaya kalkışılsa da çok uzun yıllar sonra, Avustralya’da yaşayan Afyonkarahisarlı İbrahim Kazal isimli bir vatandaş, finansmanını sağlayarak, Afyon Lisesi’ne, Kurtuluş Savaşında Yunan Generali Trikopis’i esir alan Gazi Ahmet Çavuş’un köşesini yaptırdı.

29 Ekim 2011’de Cumhuriyet Bayramı törenleri sonrasında İbrahim Kazal ile birlikte Ahmet Çavuş’un çocukları ve torunları ile dönemin Garnizon Kom. Veli Yıldırım paşa tarafından açılış gerçekleştirildi. İbrahim Kazal tarafından madalyaları da geri satın alınarak köşeye konuldu.

Tarihteki kahramanlarımızı unutturmamak ve yaşatmak Kuvva ruhuna sahip her vatanseverin asli görevidir. Avustralya’dan kalkıp gelen ve kahramanına sahip çıkan İbrahim Kazal’a da bu vesile ile teşekkür etmiş olalım. #26ağustos #Büyüktarruz tüm şehit ve gazilerimize minnetle…

Yazar: Celal Altaylı

Twitter: @GOKTURKORDUSU

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.