KORONA VİRÜSÜN CİNSELLİĞE ETKİSİ

Yazının başlığını okuyupta korona virüsün cinsellik konusunda yarattığı problemler üzerine yazı bekleyen varsa burada beğenisini yapsın, rt etsin, “ ehi ehi çoh beğendim heyvan bey , Turan eller varolsun, düşmanlar kahrolsun, Kate Upton sana yar olsun “ diye yorum yazarak devamını okumasınlar. Ama bu başlık yazıyı çok okutur diye düşünüyorum.

Irmağının akışına kurban olduğum ülkemin her konuda ikiye tam olarak bölünebilme özelliği var. Konu önemli değil, siz gönderin biz bölünürüz, o derece. Son zamanların moda konusu kendi türü tarafından bile sevilmeyen, pis bir ahlaka sahip, Çin’den başlayarak dünyayı inim inim inleten coronavirüs isimli bir musibet. Konu sağlık bakanlığının ilgi alanına girdiği için de bizim milletin hiç de alışık olmadığı bir biçimde bakanlık düzenli açıklamalarla halkı konu üzerine bilgilendiriyor.

Türk milleti olarak biz durur muyuz? Hemen mitoz bölünme başlıyor ve saflar ikiye ayrılıyor. Birinci kısım diyor ki:

– Hacı bunun saklanabilirliği yok. Sen saklasan dünya sağlık örgütü var, sağlık çalışanları var, herkesin elinde dünyaya açılan pencere akıllı telefon varken soğuk savaş zihniyetiyle sen neyi ne kadar saklayabilirsin? Dolayısıyla panik yapmayın, devletin ilgili birimlerine güvenin. Birilerinin götünü yalayarak denetlemelik hale getirme konusundaki üstün başarısı sebebiyle gazetenin birinde hasbel kader köşe kapmış “gastecilerin” gazına gelmeyin.

İkinci kısım ise devlet erkanının söylediği her şeyin tersine inanmak gibi bir misyon edinmiş.

– Görüyon mu bak , bakanlık şu ana kadar virüs bulaşan kimse yok diyor, o zaman kesin yüz bin milyon kişide virüs var. Zaten gaynımın cuma whatsapp grubunda emekli hemşire şükufe hanım da öyle demiş.

Bu kısım Türkiye’de bütün gizli mevzularının whatsapp gruplarında açıklığa kavuştuğuna inanıyor. Olsun. Onları da seviyoruz.

Bunların dışında henüz sayıları az ama çok gayretli bir kitle daha var. Bunlar kaynanalarından kurtulmak amacı ile her yolu deneyen , yaratıcı ve cesur gençler.

– Alo sağlık bakanlığımı? Kaynanam coronavirüsü kapmış. Derhal alın bunu karantinaya.

– Alo Hava kuvvetlerimi? Kırmızı kategoride aranan 3 şahıs kaynanamın evine girdiler. Koordinatları veriyorum. Eğer yardımı olacaksa lazerle işaretleme yaparım efendim. Bi SİHA gönderirsiniz artık. Paşama saygılar, ellerinden öpüyorum.

– Alo belediye mi? Kaynanamın ağzından köpük geliyor. Ekip gönderip barınağa alır mısınız?

– Alo Teksas pavyon mu? 60 – 65 yaş arası karı lazım mı?

Bu coronavirüsün bütün dünyaya yayılırken Türkiyeyi es geçmesi benimde dikkatimi celbediyor.

Aklıma ilk gelen virüsün “ulan bu ülkeye bulaşmayalım, geçelim başka yerlere, şimdi başımıza dert sarmaya gerek yok “ düşüncesi ile bizden uzak durduğu oluyor. Ancak bunu bilimsel olarak ispatlamak biraz zor gözüküyor. O sırada aklıma bizim Türk milleti olarak sistemimizin sistemsizlik üzerine kurulu olduğunu anlatan bir fıkra geliyor:

Bir Almanla bir Türk ölmüşler. İkisi de cehennemlik. Cehennemin kapısına gelmişler. Kapıdaki bekçi sormuş ikisine de “Türklerin mi Almanların mı cehennemine gitmek istersiniz? Alman demiş “ben Almanlarınkine giderim.” Türk’te Alman böyle deyince “ bende kendi milletimin cehennemine giderim ne işim var Almanlarda “ demiş.

Bekçi açıklama ihtiyacı duymuş; “ama demiş Almanlarda düzenli olarak her gün sabah , öğle ve akşam birer kepçe bok yiyeceksiniz. Türklerin cehenneminde birer kova, ona göre kararınızı verin.”

Alman “ tamam demiş ben kendi cehennemime giderim” Türk her öğün bir kova bok işini duyunca biraz düşünmüş sonunda “ olsun demiş ben de kendi cehennemime giderim”. İkisi de gitmişler cehenneme. Alman bir kaç ay sonra Türk’ü çok merak etmiş. Kendi kendisine söyleniyormuş “her gün üç kova boku bu adam nasıl yiyor şunu bi ziyaret edeyim.” İzin almış gitmiş Türklerin cehennemine, girmiş içeri, içeriden davul zurna sesleri müzik sesleri geliyor, adamlar dans ediyor. Alman gördükleri karşısında çok şaşırmış sonunda o kalabalıktaki curcunada Türk’ü bulmuş ve Türk’e sormuş “ ya demiş bu neşenizin kaynağı ne? Her gün üç kova bok yerken nasıl böyle mutlu olabiliyorsunuz?” Türk demiş ki “ siz Almansınız. Her işiniz düzenli olur, 3 kepçe bokunuz her zaman gelir, ama bizde öyle değil ki, bir gün kova olur kepçe olmaz , bir gün kepçe olur bok olmaz, bir gün bok olur kova olmaz, bu sebepten biz daha hiç bok yemedik”

Fıkradaki gibi ülkemiz sanırım Türklerin cehennemi. Sürekli eksik bişeyler var, hiç bir şeyimiz düzenli kitabına göre değil ama belki bu sayede günde üç kova bok yemekten yırtıyoruz.

Doksanlı yıllarda Nurseli İdiz, Prizma isimli program sunuyor. Haber programı gibi bir şey. Nurseli İdiz o yıllarda taş. Ya da biz yaş itibariyle hormonlarımızın etkisindeyiz. Her ikisi de olabilir. O sıralarda AIDS ülkeye yeni giriyor ve duyuluyor. Aynı zamanda eski sovyet cumhuriyetlerinden de bol miktarda kadın Türkiye’ye geliyor. Nurseli İdiz de bu iki konuyu haberleştirmek amaçlı olarak Rus kadın kılığına giriyor , üstüne bir gizli kamera yerleştiriliyor ve başlıyor İstanbulda dolaşmaya. Hemen düşüyorlar tabi. Para pazarlığı sonrasında Nurseli İdiz “ama ben AIDS’im “ diyor.

Cevap:

– Sana bi koyarım bişeyin kalmaz.

Sonrasında bir asker denk geliyor. O zamanlar askerler hafta sonu çarşıya üniforma ile çıkıyorlar.

Para pazarlığı sonrasında Nurseli İdiz gene aynı şeyi söylüyor “ama ben AIDS’im”

Cevap:

– Türk askeri ölümden korkmaz!

Sanarsın pezevenk, generale tekmil veriyor. Öyle bir ciddiyetle öyle yüksek bir sesle.

Netice itibariyla coronavirüs tehlikeli mi? Tabii ki. Ama bizim milletin bir illetten korkması için memlekete girdikten sonra en geç bir saatte hepimizi öldürmesi lazım. Yoksa bizim millet anında mizahını yapıp dalga geçmeye başlar. Dünyayı titreten virüs Türklerin cehenneminde madara olur, eziklenir , hor görülür.

@Hayvanistan

One Reply to “KORONA VİRÜSÜN CİNSELLİĞE ETKİSİ”

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.