İstikamet Neresi?

İmge: Zihinde tasarlanan ve gerçekleşmesi özlenen şey, hayal, hülya.

Somutlaştırma: Soyut anlamlı bir sözcüğün anlam genişlemesi yoluyla somut anlam kazanması.

Bu ikisi arasında sıkıştım kaldım. O “global” köyde “evrensel” olarak kabul edilen dilleri öğrenirken “gramer” konusuna önem gösteririz. Zira öğrendiğimiz yabancı dillerin seviyesini “gramer” belirler. Peki ana dilimizi, “dil bilgisi” kurallarına dikkat ederek ne kadar doğru yazıp konuşabiliyoruz? Sosyal medya araçlarında konu çıkmaza girince “de’yi da’yı ayıramıyorsun daha” demek dışında bunun üzerine ne kadar düşünüp, tartışıyoruz?

Fakat haklısınız, İngilizce’de daha önemli “evrensel dil” ne de olsa(!) Dil konusu üzerine konuşmak olur da Barış Manço’dan bahsetmemek olur mu? Japonya konserinde, Barış Manço sahnede iken Japonlar şu istekte bulunur. “Türkçe konuşun, ama İngilizce konuşmayın!” Ne alçak gönüllü, ne milli bir istek “Bizim dilimizi konuşun, konuşamıyorsanız kendi dilinizi konuşun. Üçüncü bir dil kullanmayın.”  Emperyalizmin başkentine meydan okumadır bu, Fransız İhtilali ile dünyaya yayılan yüzyıllar ötesine milliyetçilik akımının da yansıması, yansıyacak olmasıdır. Paran olabilir, hammadden ve işleyecek araçların ama ülkün yoksa bir gün yok olacaksındır. Başka milletler bize, dilin önemini zaman zaman vurgulasa da bizler genellikle dilimizi uluslararası örgütlere katılmak uğruna harcamışızdır. Hatta o kadar unutmuşuzdur ki, küresel toplantılarda onlar kendi dilleri ile hitap ederken, bizler onların dilleri ile seslenmiş onlardan olduğumuzu kanıtlamaya çalışmışızdır. Ne acı!

Kızıl Elma!

İmge değil, çünkü bir hülya olarak görünse de asla öyle kalmayacak!

Somutlaştırmadır, bu ülkünün somut bir ifade ile betimlenmeden gerçekleşmesine inanmak istemiyorlar.

Peki neden Kızıl Elma?

Türk mitolojisinden yola çıkıp, simgeler ve kültür yorumlanarak “ ’Kızıl’, Türk kültüründe genellikle kıymetli sayılan bir renk; ‘elma’ ise mistik bir yanı bulunan; bolluk, bereket, şifa kaynağı olarak görülen bir meyvedir. Ancak Kızıl Elma sembolleştirilmesinin elmaya değil, Eski Türklerde Güneş ve Ay’ı anlatan kızıl topa dayandığı düşünülür.” denilse de neyin ne anlama geldiği değil, Kızıl Elma ile anlatılmak istenen ideale nasıl erişileceği ya da bu yolda belirlenmesi gereken taktiklerin neler olduğu daha mühimdir.

Zeytin Dalı Harekatı başladığında, kendisine “İstikamet neresi?” diye soran muhabire “İstikamet Kızıl Elma” diyen askeri hatırlar mısınız? O dönem Kızıl Elma tartışmaları ayyuka çıkmış, İslamcılar bir yana Ülkücüler başka bir yana çekiştirirken birileri yazmış da yazmış ama modası geçince “neresidir, nasıl gidilir” kimse sormamıştır. Çocukluğu “Eros ve oku ” ile değil “Dede Korkut” ile geçenler iyi bilir. Doğup batan bir şehir, dokunulabilecek bir nesne değildir! Ülküdür kızıl elma, Turan ilinde uyanılacak sabahlara erişmek için konulan hedeftir.

Mustafa Kemal Paşa’nın manevi babası olarak gördüğü, Türkçülüğün büyük önderi Ziya Gökalp şöyle bahseder:

“…Oğlum, Türk fatihleri, / İsterdi istila etmek her yeri; / Fethe lakin bir tek hedef tanırdı, / Orayı kendine İrem sanırdı. / Bu mev’ud ülkeye, bu tatlı yurda / Vasıl olmak için hep bu uğurda / Yüzlerce defalar Türklük kaynadı: / Hind’i, Çin’i, Mısr’ı, Rum’u kapladı. / Bütün paytahtlara, en son Çinler’e / Gitti; fakat asla bu meçhul yere / Yaklaşmadı; çünkü o mev’ud ülke / değildi hariçte bir mevcud ülke. / ”Kızılelma” yok mu? Şüphesiz vardır; / Fakat onun semti başka diyardır… / Zemini mefkure, seması hayal… / Bir gün gerçek fakat şimdilik masal… / Türk medeniyeti taklitsiz, sâfî / Doğmadıkça bu yurt kalacak hafî…”

Neredir, nasıl gidilir bu satırlar hayli yeterlidir. Bir de özeleştiri getirir üstat burada; Doğu’ya ve Batı’ya fetih için yönelen atalarımız Kızıl Elma yönünde bir adım atamamıştır zira, Kızıl Elmanın zemini ülküdür!

Kim “Değişmem” Demiş?

Türk kimliği, “Kendini ait hisseden” felsefesine dayanır.

Aynı dili,

Aynı kültürü,

Aynı töreyi paylaşan kişiler arasında oluşan aidiyet bağından doğan ilişkiye milli kimlik denilir.

82 Anayasası’nın, “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” maddesi ile bu bağın yasal örneğidir.

Ziya Gökalp’in, Türkiye’nin doğu illerinden biri olan Diyarbakır’da doğmasına rağmen, yazacak kadar hakim olduğu Kızıl Elma onun neye hizmet ettiğini gösterirken,

Yine Türkiye’nin doğu illerinden biri olan Bitlis ilinde doğmuş Said Nursi’nin,

Kürdüm diye tan etme beni,

ben de kibarım.

Bir kelle soğanı,

bin kızıl elmaya değişmem!” dizeleri ile kurduğu ilişki üzere, kimin hangi “ büyük ideale”  hizmet ettiği görülmektedir.

Peki öyleyse İslamcıların “ilahi kelimatullahı” mı Kızıl Elma, Ülkücülerin mi?

İkisinin de değil!

“Kızılelma oldu bir güzel Cennet: / Oradan Turan’a yağdı saadet. / Ey Tanrı icabet kıl bu duaya: / Bizi de kavuştur Kızılelma’ya!…”

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.