Çizgide Kalanlar

“Dünya artık global bir köy” türevi sözleri ya da söylevleri bir kenara bırakıp konuşalım. Bu küresel köyde bizi asimile eden, kazandırıyormuş gibi, medenileştiriyormuş gibi hissettirirken aslında uzun vadede kaybettiren, kolay erişilebilir bilgi kaynağı teknoloji mi, yoksa beşeri hayatın baş aktörü insan mı? 

Sahi ne zamandan beri “değersizleştirilenleri” konuşmayı bıraktık? 

Gündelik siyaseti, 

Küresel örgütleri,

İçi boşaltılmış terimleri,

Radikallikleri, 

Fobileri,

Silahları,

Askerleri,

Galibiyet ve mağlubiyetleri konuşurken, tüm sorunun belki de en büyük nedeni olan, “değersizleştirilen olguları” konuşmayı ne zaman bıraktık? 

İnsanların isimlerinin önüne konularak, onları değersizleştiren sıfatlardan bahsetmiyorum. Bu sıfatları literatüre normalmiş gibi sokanları ve bunları “velev ki ****yiz” diyerek, pankartlara yazanları ve bunu normalleştirenleri konuşmaktan bahsediyorum.

Galiba bırakmaktan söz edilemez, zira hiç konuşmadık.

Korkak mıyız? 

Sanki biraz var gibi, değil mi?

Kim bilir, bunun adı belki de korkmak değildir. Toplumdan dışlanmaktan imtina etmektir. Fakat her ne ise bunlara tepki vermekten çekinmek, gelecek nesillere sirayet edecek ölümcül bir hastalığın başlangıç evresidir.

Ebeveynlerimiz çocuklarını “el ne der?” zihniyetiyle yetiştiren bireyler olunca, bizler de bu post modern çağda yazarken ve düşünürken “el ne der?” zihniyetiyle hareket eden bireyler kozmosu yarattık. Başkasının tepkisinden çekinirken de sindirilmiş, düşündüklerini ifade edemeyen bir toplum haline geldik.

Bakın “getirildik” değil, “geldik”. Kendi ellerimizle yaptık, canlılar alemin en üstünü insanoğlu iken beynimizin ve mantığımızın kontrolünü başka ellere, özgürlük ve çağdaşlık adı altında teslim ettik.

İçi boşaltılmış kavramlar evreni…

Milliliği şahsileştirdik.

Çağdaşlığı evirdik. 

İnsan hakları, adamına göre…

Medeniyet dediğin ise Akif’in dediği gibi “tek dişi kalmış canavar”.

Kimine göre, çağdaş kimine göre çağdışı olarak algılandığımız bu gayrimeşru çağda üstadlarımızdan korkmadan, gözünü daldan budaktan esirgemeden yazmayı öğrendik.

Var olacaklar, “Beğenirsen beğenirsin, beğenmezsen beğenmezsin, ne yapalım?” diyerek bizlere kalemimizi istekler doğrultusunda değil de, gerçekler doğrultusunda yazmayı öğretenler…

Geçtiğimiz günlerde bir “Onur yürüyüşü” düzenlendi. Cinsiyet eğilimleri yüzünden bu insanlara “onursuz” demek ne kadar gayriahlaki ise, bu durumu özendirmek, şov malzemesi haline getirmek o kadar ahlaksızca ve “onursuzca”!

Bu eğilim hastalıktır ya da değildir.

Popülizmdir ya da reeldir.

Empoze edilendir ya da var olandır, bu kavramların hiçbir önemi yok. 

Cinsel tercihleri “insanlık, sevgi, gönül” kelimelerinin ardına sığındırarak normalleştirmek, yazısız anayasasını gelenek, görenek ve ahlaki kurallarından alan bir toplum için ahlak dışıdır. 

LGBT bireylerin “onur” yürüyüşü altında yaptıklarını ne kadar yanlış karşılıyorsak, bu cinsel tercihlerini toplum içinde statü elde etmek amacıyla kullanmadığı halde dışlanan bireylere uygulanan baskıyı o kadar yanlış buluyoruz. 

Radikal dinciliğin dayatmalarını nasıl eleştiriyorsak, bugün çağdaşlık(!) adı altında yapılan eylemleri aynı tutumla eleştiriyoruz. 

Bu ülkede herkesin özgürce, hiçbir baskı altında kalmadan yaşamasını istemekle, milletin değerleri ve ayarlarıyla oynamak arasında dağlar kadar fark vardır.

Cinsel tercihleriniz sizi ilgilendirir, kişisel alanınızdır. Kamuoyuna açamaz, teşvik edemez, ayrıcalık bekleyemezsiniz. Biz bu olgunluğa, bu aşamaya, bu uygarlık merdivenlerine nedense bir türlü ulaşamadık.

Ve diyoruz ki; görevini yapmak yerine çığırtkanlık yapan yerel yönetim kuruluşları, siyasi aktivistler, hangi insanları savundukları belli olmayan hak savunucuları, sırayı, saygıyı, geleneği, ahlakı, Türk kimliğini ve töresini unutarak kendinizi yükseltmek hayali ardında koşanlarsanız, koşanların hali malumunuzdur. 

Velhasıl kelam, Türk toplumu olarak tartışılmaz sınır uçlarımız vardır. Dışarıdan gelen “Radikalleştirme” çabalarına karşı olduğumuz kadar, dışarıdan gelen “Çağdaşlaştırma” çabalarına da karşıyız. 

Farkındayız. 

Twitter: @burcuarall

burcu@turkimece.com

2 thoughts on “Çizgide Kalanlar”

  1. Çok net bir anlatım…
    Zaman zaman yakınımdaki insanlara kendimi anlatamamaktan şikayet ederim. Anlaşamadık mı bana direkt (hepsi şaka yollu da olsa) çağdışı, kripto AKP’li, yeni nesil çomar vs. gibi tanımlar… Bana doğrultulmuş bu tanımlamalar umrumda olmaz ama umrumda olan şu ki, bu insanlar sevdiğim insanlar ve ben derdimi anlatamıyorum.
    Bu yazı, derdimi anlatabilmeme yardımcı olacak. 🙂
    Teşekkürler Burcu Hanım!

  2. Çok güzel ve üzerinde düşünülmesi gereken bir yazı Burcu Hanım.
    Bu konuda çok yazı okudum diyemem ama kendi adıma bu yazı ile LGTB olayına daha berrak bakmaya başladım.
    Her cümleniz bilgi ve ders veriyor.
    Ellerinize ve beyninize sağlık. Hemen arşivliyorum.

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Etiketler: , , ,